| 00:48:00 |
Akvaryum Çılgınlığı 2 |
Bu arada http://www.akvaryum.com sitesini ve forumunu incelemeye başlamıştım. Balık türleri nelerdir, ne ihtiyaçları var, akvaryum dizaynları falan derken kendimi kaptırmış ve yoldan çıkmış buldum.
Çocukluğumda dayımın dükkanında bir akvaryum vardı. Seyretmesi hoşuma giderdi. Daha sonraları lise zamanlarında çöpçü beslemiştim bir kavanozda. Forumda "canlı doğuranlar" sınıfı balıkları incelerken gerçektende heyecanlanmıştım. Çok vakit kaybetmeden artan el yapımı akvaryuma 1 erkek 2 dişi olmak üzere 3 tane plati aldım.

Yavruladılar. Ancak erkek bir türlü rahat vermedi popülasyonun kalanına. Onuda ders olması açısından ve kalan yavruların hayrı için büyük akvaryuma terfi ettirdik. Forumdan okuduğum kadarıyla japonlarla uyumsuz olan bir türdü plati. Ama o da nesi? Bir efendi oldu, saldırganlığı geçti ki platinin şaşırmamak mümkün değildi. Şimdi ise mutlu ve mesut hayatına devam etmekte.

Aslında aklımda hep malzeme aldığımız bir akvaryumcuda olan "portakal cichled" türleri vardı. Ama heyecanına kalpılıp Lepistes ve molly türlerinden bir akvaryum yaptım iş yerine. İlk günlerde ısıtıcıyı almakta geciktiğimden Lepisteslerden iki tanesi öldü. Sonra da molilerden erkek olanı. En kısa sürede ısıtıcıyı da tedarik ederek kalanları kurtardım. Deneyim sonucu şudur ki canlı doğuran türleri 26 derecenin üzerinde beslenebilen narin hayvanlar. Sonunda hamile olan lepistes ve moli doğurdu. Birkaç ziyanın ardından. 9 lepistes 2 de moli yavrusunu kurtardık. Şimdi büyüyorlar.
Ben bu arada devamlı foruma girerek akvaryum tanıtımlarına bakıyordum. Evde ayrı cins balıklar, işte ayrı türler. Hastalıkları, çözüm yolları, neyden hoşlanırlar, nasıl yem kullanmalı... derken baya bir bilgi edinmiştim. Bu arada da hep gözüme bitkili akvaryumlar takılmaya başlamıştı. Ancak Isparta da kolay kolay canlı bitki bulamıyorduk. Ama o bitkili tankları (akvaryuma verilen teknik bir isim) gördükçe içim gidiyordu. Geçen cumartesi gene kaçamak yapıp akvaryumculardan birine gitmiştim. Konuşurken gözüm birden lepisteslerin bulunduğu tanka takıldı. İçinde 5-6 çeşit bitki vardı. İşte o an aynı filmlerde olduğu gibi dünya aleminden sıyrılmış birden başka bir aleme geçmiştim. Her yaştan insanoğlunun en büyük zaafı olan sahip olma içgüdüsü bende de depreşmişti.
Akvaryumcudan ayrıldığımda kucağımda 20 lt. lik bir tank, ne zamandır aradığım siyah renkli taban kumu, iç filtre ve birkaç bitki vardı. Kendimi arabaya attığımda, 3-5 dakika kadar ne yaptığım hakkında sorgulama safhasında buldum.
Çocukluğumda dayımın dükkanında bir akvaryum vardı. Seyretmesi hoşuma giderdi. Daha sonraları lise zamanlarında çöpçü beslemiştim bir kavanozda. Forumda "canlı doğuranlar" sınıfı balıkları incelerken gerçektende heyecanlanmıştım. Çok vakit kaybetmeden artan el yapımı akvaryuma 1 erkek 2 dişi olmak üzere 3 tane plati aldım.
Yavruladılar. Ancak erkek bir türlü rahat vermedi popülasyonun kalanına. Onuda ders olması açısından ve kalan yavruların hayrı için büyük akvaryuma terfi ettirdik. Forumdan okuduğum kadarıyla japonlarla uyumsuz olan bir türdü plati. Ama o da nesi? Bir efendi oldu, saldırganlığı geçti ki platinin şaşırmamak mümkün değildi. Şimdi ise mutlu ve mesut hayatına devam etmekte.
Aslında aklımda hep malzeme aldığımız bir akvaryumcuda olan "portakal cichled" türleri vardı. Ama heyecanına kalpılıp Lepistes ve molly türlerinden bir akvaryum yaptım iş yerine. İlk günlerde ısıtıcıyı almakta geciktiğimden Lepisteslerden iki tanesi öldü. Sonra da molilerden erkek olanı. En kısa sürede ısıtıcıyı da tedarik ederek kalanları kurtardım. Deneyim sonucu şudur ki canlı doğuran türleri 26 derecenin üzerinde beslenebilen narin hayvanlar. Sonunda hamile olan lepistes ve moli doğurdu. Birkaç ziyanın ardından. 9 lepistes 2 de moli yavrusunu kurtardık. Şimdi büyüyorlar.
Ben bu arada devamlı foruma girerek akvaryum tanıtımlarına bakıyordum. Evde ayrı cins balıklar, işte ayrı türler. Hastalıkları, çözüm yolları, neyden hoşlanırlar, nasıl yem kullanmalı... derken baya bir bilgi edinmiştim. Bu arada da hep gözüme bitkili akvaryumlar takılmaya başlamıştı. Ancak Isparta da kolay kolay canlı bitki bulamıyorduk. Ama o bitkili tankları (akvaryuma verilen teknik bir isim) gördükçe içim gidiyordu. Geçen cumartesi gene kaçamak yapıp akvaryumculardan birine gitmiştim. Konuşurken gözüm birden lepisteslerin bulunduğu tanka takıldı. İçinde 5-6 çeşit bitki vardı. İşte o an aynı filmlerde olduğu gibi dünya aleminden sıyrılmış birden başka bir aleme geçmiştim. Her yaştan insanoğlunun en büyük zaafı olan sahip olma içgüdüsü bende de depreşmişti.
Akvaryumcudan ayrıldığımda kucağımda 20 lt. lik bir tank, ne zamandır aradığım siyah renkli taban kumu, iç filtre ve birkaç bitki vardı. Kendimi arabaya attığımda, 3-5 dakika kadar ne yaptığım hakkında sorgulama safhasında buldum.














