Salı, Ağustos 18, 2009

Gitti Gider...

Zamanla tanırsın insanları
Yiter hayallerin birer birer
Gerçeği görüp nefreti tadarsın zamanla

Günler geçer saymazsın
Sonu yokmuş gibi yaşarsın
Geceler mezar olur dalarsın uykuya

Nefes al nefes ver
Nefes al nefes ver
Nefes al nefes ver
Gün olur herşey biter

Bu adam gitti gider
Yorgun argın
Usulca burdan göçer
Kırgın üzgün

Çocukken kurduğun hayaller
Tükenir gider birer birer
Ne bir umut kalır ne de keyif zamanla

Eskiyen bir saat gibi
Aynı yönde dönüp duran
24 saatte bir vuran aynı noktaya

Nefes al nefes ver
Nefes al nefes ver
Nefes al nefes ver
Gün olur herşey biter

Bu adam gitti gider
Yorgun argın
Usulca burdan göçer
Kırgın üzgün

Perşembe, Nisan 16, 2009

Akvaryum Çılgınlığı 2

Bu arada http://www.akvaryum.com sitesini ve forumunu incelemeye başlamıştım. Balık türleri nelerdir, ne ihtiyaçları var, akvaryum dizaynları falan derken kendimi kaptırmış ve yoldan çıkmış buldum.

Çocukluğumda dayımın dükkanında bir akvaryum vardı. Seyretmesi hoşuma giderdi. Daha sonraları lise zamanlarında çöpçü beslemiştim bir kavanozda. Forumda "canlı doğuranlar" sınıfı balıkları incelerken gerçektende heyecanlanmıştım. Çok vakit kaybetmeden artan el yapımı akvaryuma 1 erkek 2 dişi olmak üzere 3 tane plati aldım.


Yavruladılar. Ancak erkek bir türlü rahat vermedi popülasyonun kalanına. Onuda ders olması açısından ve kalan yavruların hayrı için büyük akvaryuma terfi ettirdik. Forumdan okuduğum kadarıyla japonlarla uyumsuz olan bir türdü plati. Ama o da nesi? Bir efendi oldu, saldırganlığı geçti ki platinin şaşırmamak mümkün değildi. Şimdi ise mutlu ve mesut hayatına devam etmekte.


Aslında aklımda hep malzeme aldığımız bir akvaryumcuda olan "portakal cichled" türleri vardı. Ama heyecanına kalpılıp Lepistes ve molly türlerinden bir akvaryum yaptım iş yerine. İlk günlerde ısıtıcıyı almakta geciktiğimden Lepisteslerden iki tanesi öldü. Sonra da molilerden erkek olanı. En kısa sürede ısıtıcıyı da tedarik ederek kalanları kurtardım. Deneyim sonucu şudur ki canlı doğuran türleri 26 derecenin üzerinde beslenebilen narin hayvanlar. Sonunda hamile olan lepistes ve moli doğurdu. Birkaç ziyanın ardından. 9 lepistes 2 de moli yavrusunu kurtardık. Şimdi büyüyorlar.

Ben bu arada devamlı foruma girerek akvaryum tanıtımlarına bakıyordum. Evde ayrı cins balıklar, işte ayrı türler. Hastalıkları, çözüm yolları, neyden hoşlanırlar, nasıl yem kullanmalı... derken baya bir bilgi edinmiştim. Bu arada da hep gözüme bitkili akvaryumlar takılmaya başlamıştı. Ancak Isparta da kolay kolay canlı bitki bulamıyorduk. Ama o bitkili tankları (akvaryuma verilen teknik bir isim) gördükçe içim gidiyordu. Geçen cumartesi gene kaçamak yapıp akvaryumculardan birine gitmiştim. Konuşurken gözüm birden lepisteslerin bulunduğu tanka takıldı. İçinde 5-6 çeşit bitki vardı. İşte o an aynı filmlerde olduğu gibi dünya aleminden sıyrılmış birden başka bir aleme geçmiştim. Her yaştan insanoğlunun en büyük zaafı olan sahip olma içgüdüsü bende de depreşmişti.

Akvaryumcudan ayrıldığımda kucağımda 20 lt. lik bir tank, ne zamandır aradığım siyah renkli taban kumu, iç filtre ve birkaç bitki vardı. Kendimi arabaya attığımda, 3-5 dakika kadar ne yaptığım hakkında sorgulama safhasında buldum.

Cuma, Nisan 10, 2009

Akvaryum Çılgınlığı 1

Evet, girdi başlığından da anlaşılacağı üzere akvaryum olayı bir çılgınlık haline dönüşmüş durumda. En iyisi her şeyi baştan anlatmak. Olayın gelişimi oldukça uzun. Ben biraz daha özet halinde geçeceğim.

İş yerinde oda arkadaşım Sertaç'ın kendine kurduğu akvaryum ile başladı herşey. Daha sonra belki Kıvanç'ında hoşuna gider diye el yapımı küçük bir akvaryum yapıverdi saolsun Sertaç. Merakla malzemelerini ve 2 tanede şirin japon balığı alarak eve götürdüm. Eve girer girmez Kıvanç elimdekileri farketti. Balıkları görünce de hayretler içinde kalarak anlam vermeye çalıştı olan bitenlere.


Beraberce kurulum aşamasını hallettikten sonra balıkları yüzer konuma getirdik.


Kıvanç ilk gece balıkların başından ayrılmadı. Çok hoşuna gitmişti.


Birkaç gün bu şekilde ilgi devam ettikten sonra yavaşlamaya başladı. Bu arada da el yapımı olduğundan çok görselliği olmayan akvaryumu büyütmeye karar verdim. Ve düşüncemi uygulama safhasına geçirdim. Boyutları 65x25x35h olan hazır bir akvaryum aldım. Beyaz ince bir kum, iç filtre, derece, yapay bitki, bambu dekor, ısıtıcı derken biraz masraf oldu tabi.



Ardından japonlarımızı ve yeni balıklarımızı ilave ettik. 2 küçük 3 de büyük (biri teleskop) olmak üzere toplam 4 adet japon balığı, 2 pangasus (namı diğer köpek balığı), 2 tane türünü bilmediğim ama tahminen sazansıgillerden fosforlu balık ve vatoz. Akvaryumun içi çok şenlenmişti.

Salı, Şubat 03, 2009

Küçük müzik adamı...

Kıvanç uzunca bir zamandır müzik derslerine gidiyor. Melodika çalıyor. Bu ise onun piyanist ruhunu ortaya koyan bir vidyo. Çalış tarzı klasik değil ama günümüz trendinde :p


Geçen zamandan enstantaneler...


Zaman zaman çeşitli etkinlikler yapıyoruz oğluşumuzla. Babaannesinin aldığı bir etkinlik kitabında şapka gördü ve istedi.


Birkaç çeşit şapka olmasına rağmen tercih ettiği ise korsan şapkasıydı. Ama illa da kuru kafası olacaktı. Peki neden korsan şapkası?

Bu ise doğaçlama bir Robin Hood şapkası.

Kıvança aldığımız en iyi oyuncak türlerinden biri de "Kaktüs Legolar". Onlarla hem uzunca zaman geçirebiliyor hem de hayal gücünü sergileyebiliyor. Bir çocuğun çizgilerden oluşan bir resmi yapamazken çeşitli geometrik şekillerden oluşan 3B nesneler oluşturabilmesi çok ilginç. Mutlaka bir açıklaması vardır.


Bu onlardan bir tanesi "Amfibik bir araç".

Uyuma(ma) Vakti Dialektleri...

Birkaç aydır Kıvanç ile beraber yatıyoruz. Yatağa gidiş faslının kendine has bir ritüeli var. Önce dakikalar hesaplanıyor.

"Yarım saat sonra yatalım mı Kıvanç?"
"Yatalım Babacım. Yarım saat çok dimi Babacım?"

Ne cevap verirdiniz bilmiyorum. Ama ben genellikle erk onda olduğundan olumlu yaklaşmaya çalışıyorum.

"Çok Kıvançcım"
Yarım saat sonra,
"Eveeet, zamanımız doldu. Hadi hazırlanalım."
"Ama ben yatmıycam."
"Hani anlaşmıştık oğluşum?"
"Ama ben şaka yaptım."
"Tamam o zaman sana 10 dakika daha, sonra sen gelsende gelmesende ben yatacağım."
"Tamam Babacım. 10 dakika çok dimi Babacım?"
"Çok Kıvançcım"


10 dakika sonra yine aynı şeyler. Bu durumda biraz dik durduğumda ise bazen ağlamalarla bazende boyun eğmelerle hazırlıklar başlıyor. Farkettiğim şey, yatmadan önce biraz beraber vakit geçirirsek olay daha yumuşuyor. Ama, kesinlikle çok atraksiyonlu veya heyecanlı oyunlar ve aktiviteler seçmemek gerekiyor.

Ardından tuvalet ve diş fırçalama faslı bir 15 dk alıyor. Fırçalanan dişlerin ne kadar beyaz olduğuna dair anneden onay alınıyor. Pijama giyilmesi, yatağa yatılması, dua edilmesi ve uyku müziğinin açılması bir 10 dk daha alıyor.


Bu arada edilen dua şöyle başlıyor, "Allahımmmm! sen bize kötü rüyalar vermeyin."

Bu kısımdan sonra bir 10-15 dk. daha el kol hareketler ve çeşitli seslerin çıkarıldığı zaman vakti harcandıktan sonra "Oğlum gözlerini kapatıp ya uyursun yada ben kalkıp giderim" uyarısı yapılır.

Bu uyarıdan sonra sıkıca sarılıp 1-2 dk. hareketsiz kalırsa, deyim yerindeyse bayılma gerçekleşir.

Çok şükür. Eh bir de benim gibi yastığa başını koyar koymaz uyuyan bir adam için ne kadar zor olduğunu düşünmek lazım. Ama eğlenceli :)

İğrenç Palyaço...

Bir ara bilgisayarda oyun oynayarak vakit geçirmiştik. İnternette flash oyunlardan oynuyorduk. Oyun türlerini ben seçmeye çalışıyordum ama çoğu zaman ateşli, vurmalı ve uzaylı oyunlara kayıyorduk. Bir oyun vardı ki, palyaçolar sirkte tek tekerli bir bisikletin üzerinde omuzlarının üstüne atlayarak denge kurmaya çalışıyorlardı. Daha doğrusu dengeyi oynayan sağlamaya çalışıyordu. Herneyse, bir müddet sonra gece rüyalarında oynadığımız oyunlardan karakterler yada senaryolar görmeye başladı. Bunlardan en ilginci ise "İğrenç Palyaço".




(Palyaçoları bu hale getiren zihniyeti kınıyorum.)

Nasıl bir palyaço gördüğünü bilmemin imkanı yok ama oğluşumun hoşuna gitmediği ve rahatsız ettiği kesin. (Keşke rüyaları tv ye aktaran bir cihaz icat olmuş olsaydı.) Aslında palyaço sevimli bir karakterdir. Çoğu çocuk sever palyaçoyu.

Pazartesi, Aralık 15, 2008

2008 Kurban Bayramı....

Bu sene dokuz günlük tatilde Kıvanç ile bolca vakit geçirdik. Bilgisayar oyunu oynadık, Wall-e filmine gittik, geceleri beraber uyuduk.

Bayramlaşmaya gittik.


Kuzenler bayramlaştı.


Amca ve yenge ile bayram hatırası çektirildi.


Sağlık, sıhhat, huzur ve mutluluk dolu nice bayramlara.

Bolatlar İnşaat Emlak Ticaret A.Ş. ve Ali BOLAT - 3. Perde

Bayramdan önceki haftaydı. Banyonun altında, garaj kısmında su akmaya başladı.


O gün eşim ve benim canlarımız çok sıkıldı. Yine tesistaçı çağırıldı. Sonuç,

Yaklaşık 180 Ytl lik bir masraf ortaya çıktı.

Yorum: Allah'a havale ediyorum.

Salı, Kasım 25, 2008

Sarılmak...

Söylenemeyen kelimelerin, kurulamayan cümlelerin hareketlerle ifadesidir sarılmak. Kimi zaman "özür dilerim" demek yerine, kimi zaman "seni seviyorum" demek yerine, kimi "özledim" demek yerine, kimi zaman da "gitme" demek yerine geçer sarılmak. Sarılmak karşılıklı enerji alışverişi sağlar bazen.

Söylemek mi daha zordur yoksa sarılmak mı bilinmez...

İnsanları Anlamak, İnsanlara Anlatmak...

Gerçekten zorlanıyorum bu konuda. Kendimi zaman zaman uzaylı gibi hissediyorum. Söylediğim bir kelimeden ya da bir cümleden anlamlar üretmelerini anlayamıyorum. Belki bende problem. Bilemiyorum. Belki konuşmamalı, ne anlamak istiyorlarsa anlasınlar. Susmak belki en iyi çözüm.

Perşembe, Kasım 06, 2008